Bu fikrin ortaya çıkması şuradaki yazı ile gerçekleşti. Beril Hanım başarılı bir yazı ortaya çıkartmış editörün yaptıklarını açıklamak adına. Çarpıcı da bir başlık ve karşılaştırma da kullanmış insanların dikkatini çekmek için. Bu biraz da süslemektir yazıyı daha dikkat çekici hale getirmek için. Peki benim yazdığım yazının başlığında neden Superman var? read more…
Yanlış anlaşılmasın başlıkta bahsi geçen bu önerileri ben verecek değilim. Zira bu konu hakkındaki bilgim oldukça sınırlı. Ancak araştırmak ve deneyimlemek istediğim bir alan olduğu için sürekli kitaplar, blog yazıları okumaya çalışıyorum bu konu hakkında. Bu başlığın sebebi de bu araştırmalarım sonucu bulduğum bir yazının temel ve güzel tavsiyeler vermesiydi. Bu önerilerin Türkçe’ye çevrilmiş hali var mıydı bilmiyorum ancak ben yine de paylaşmak istedim. Bu konu hakkında bir çok “Yer İmi” mevcut tarayıcımda ancak hepsini çevirmem pek mümkün değil. Sıraları geldikçe İngilizce olarak paylaşabilirim. Bunun gibi basit ve temel tavsiyeleri ise dil bilgim yettiğince çevirmeye/açıklamaya çalışacağım. read more…
Küçüklüğümüzden başladı makine merakımız. Atariler, Commadore 64′ler, Sega’lar, Nintendo’lar, PC’ler ile sürekli teknolojiyle birlikte geliştik. Kimimiz küçükken bu makinelerin içini açar ne var ne yoksa görmek isterdi, bazılarımız overclock’u hackingi bu cihazlarda keşfetti belki de. Kimimiz de sabahtan akşama kadar oynadığımız, uğruna ailelerimizle kavga ettiğimiz bu makinelerdeki oyunların nasıl çalıştığına kafa yordu, çizimlerine merak sardı. Büyük adam olma hayallerimizi makinelere endeksledik bir şekilde.
Çok geçmeden internet girdi hayatımıza. İlk mirc, eposta hesapları, icq, arama motorları, çevrimiçi oyunlar, reklamlar, videolar, şarkılar… Hepsi elimizin altına girdi 10 yıldan kısa bir sürede. Belki alakasız ama teknolojik gelişmelerin ne denli hızlı yol katettiğini anlayabilmek adına çok önemli bir tespit var: “İnsan, beyin hakkında son 5000 yılda öğrendiğinin kat ve katını son 5 yılda öğrendi.”
Bu kadar hızlı ilerleyen bir ortamda ne kadar hızlı gitmek gerekiyor peki tam olarak bilebiliyor muyuz? Fazla yavaş gidersek geride kalırız ve her zaman daha hızlı giden birisi olacağından başarılı olamayız. Fazla hızlı gidersek de kontrolü elden kaçırabilir ve kaza yapabiliriz. İşte bu konuda özellikle şirketlerin hızını belirleyecek kişiler yöneticiler oluyor. Tabi ki sadece internette değil her alanda hızı belirlemek çok zahmetli bir iş ancak her alanda, internette olduğu gibi her saat başı yeni gelişmeler olmuyor. Bu yüzdendir ki parasını internetten kazananlar veya kazanmaya çalışanlar diğer meslek gruplarında oldukları gibi tam saatli bir iş yerine günün neredeyse uyumadıkları her saatinde çalışırlar. Çünkü internette var olmak için internette yaşamak gerekir. Eğer ayarında bir hızda ilerlenilirse yani doğru adımlar atılırsa kişiler veya kişilerin temsil ettikleri markalar ortalama bir hızda kararlı bir şekilde büyüyebilirler. read more…
İnternette sürekli aktif olan insanların en sıkıldıkları zamanlar üyelik açmak, kişi bilgilerini doldurmak, profil yaratmak, captcha okumak gibi zorunlu işlemlerdir. Bu tür işlemleri sürekli yenilikleri takip edip de meraklı olan kullanıcılar günde en az 1-2 defa yaparlar. Ve belirtmem gerekir ki siteye girecekleri ilk anki heyecanı bu sırada eritirler. Üye olmak istedikleri site çok önemli değilse hatta benim gibi hiçbir işlem yapmadan siteden sonsuza dek uzaklaşabilirler de.
Özellikle internet üzerinde yaratılmış bir kampanya, tanıtım, çekiliş sitesi ise bu site bu tarz formları doldurmak daha da zahmetli olabiliyor. İkiyüzbinde bir şansla belki bir şey kazanırım amacıyla üye olduğumuz siteler için bile tam adresimizi, doğum tarihimizi, cep telefonu numaramızı girmemiz gerekiyor ve açıkçası çoğu zaman bunları yapmıyorum. Bu tarz bir konsepte sahip sitelerin üyelik formlarının özellikle evrim geçirmesi ve daha fazla yayılabilecekleri sosyal medya araçlarıyla uyumlu çalışmaları çok daha mantıklı olacaktır. Örneğin normal bir üyelik formunun yanında “Facebook Connect” girişi imkanı sağlamak veya hiç değilse OpenID girişi sağlayarak her bilgimizi tekrar tekrar girmemizi engellemek bu tarz kampanya sitelerinde çok işe yarar bir durum olacaktır. Benimle aynı görüşte olan kişi sayısı kaçtır bilemem ancak 5 kişi bile olsa katılımı arttıracaktır.
Facebook Connect’in ve OpenID’nin dışında bir de diğer sosyal medya araçları ile giriş imkanı sağlayarak da hiç beklenmedik yerlerden yeni üyeler elde edebilir bu siteler. Örneğin Twitter hesabı ile giriş yapan bir kullanıcı bu sayede kendi Twitter hesabı üzerinden otomatik olarak yapacağı Tweet’ler ile (sadece bir tweet bile olsa) farklı kullanıcılara ulaşabilir.
Bu tarz bir sosyal ağ uyumluluğunun site geliştiricilerine maliyeti ise maksimum 1-2 saat olacaktır.
Okul sebebiyle işimden ayrılmak zorunda kaldığım için bir çok boş zamanım oluyor ve bu boş zamanı okuyarak geçirmek en güzel tercih gibi görünüyor. Ancak yine de evden çalışabileceğim veya yarı zamanlı olarak çalışabileceğim bir işe başlamam maddi yönden destek getirecektir. En nihayetinde öğrencilik zor meslek.
Cuma-Cumartesi günlerini Yaşar Üniversitesi öğrencileri ile birlikte İstanbul’da geçirdim. Bu süre sonunda İzmir’i ne kadar sevdiğimi çok daha iyi anladım. Çünkü İstanbul sadece gezmek için gidilebilecek bir yer. Bir konser olduğunda, bir fuar olduğunda, bir konferans olduğunda oraya gitmek orada yaşamaktan çok daha mantıklı geliyor. Yeni insanlar ile tanışma amaçlı gittiğim gezi dolaylı yoldan yeni insanlarla ve uzun zamandır görüşemediğim insanlarla tekrardan vakit geçirmemi sağladı. Pişman olduğum bir gezi değildi ancak zaman ayarlayabilseydim yeni insanlar ile de tanışmak isterdim. Özellikle FriendFeed’de sürekli takip ettiğim insanlarla gerçek hayatta da tanışmak istiyordum, bir başka zamana kaldı. Yakın zamanda tekrardan ziyaret edeceğim nasıl olsa. Bu sefer bir grupla gelmek yerine tek başıma gelmem zaman yaratma açısından daha yararlı olacaktır, tecrübe oldu.
Uzun zamandır (yaklaşık olarak 3 ay) üzerinde uğraştığım ve yöneticisiyle uzun süredir görüştüğüm yurtdışında popüler olan bir blogun Türkiye versiyonu üzerinde çalışıyorum. Son aşamasındayız ve umarım güzel sonuçlanacak. Bunun dışında İngilizce’min iyi derecede olması ancak yine de dinlerken, okurken, anlarken ki kadar iyi olamadığım konuşma problemimin çözümü için de bir kaç aylık bir kursa gitmeyi planlıyorum. Nasıl olsa önümde 4 yıllık bir okuma süreci var. Bu süre zarfında İngilizcemi ve Almancamı mükemmelleştirmek, bu dillerin yanına da İspanyolca ve Fransızca eklemek istiyorum. Okulda da Yunancayı temel anlamda öğreneceğimi umuyorum. Dil öğrenmenin eğlencesi apayrı. Basit bir örnek vermek gerekirse İngilizce konuşulan bir filmin o dilde kullanılan sözcüklerle daha bütünsel olarak algılanabileceğini ve Türkçe dublaj yapılırsa anlam bütünlüğünün bozulabileceğini düşünüyorum.
Dil öğrenmek için de ailemden aldığım desteğin yanında bir işimin de olması gerekli. Yaptığım işin yeterince tutulmadığını yada benim yaptığım işi yeterince duyuramadığımı sanıyorum. Oysa “Content Management” bir web sitesinde ziyaretçiler ile birebir iletişim kurulan bölümdür. Ancak Türkiye’de bu alanda genellikle kopya içerik mantığı ile hareket edildiği için özgün yazılar çıkamıyor ortaya.
Ayrıca uzun süredir üstünde düşündüğüm bir web sitesi var. Ancak herhangi bir teknik bilgim olmadığı için tek başıma yapamayacağım bu projeyi (bu lafı kullanmaktan korkuyorum) bir kaç arkadaşımla birlikte yapmayı planlıyoruz. Türk internet kullanıcıları için bir sosyal ağ yapmayı umuyoruz. Ancak maalesef herhangi bir alfa yayın tarihi veremiyorum. Şu anda herhangi bir yerde çalışmadığım için bu sitenin daha da üstüne düşmeyi düşünüyorum. Umarım güzel olacak.
Arkeoloji okuyup internet ile uğraşmak garip geliyor. Ama hiçbir zaman tek yönlü olmayı ve dolayısıyla tek bir yöne odaklanıp o yönde gitmeyi beceremedim. Pek de şikayetçi olduğum söylenemez şimdilik. Çok yönlülük güzeldir.
İki hafta boyunca okula giderken geçen otobüs yolculuğu sırasında (ki bu günlük 2 saatlik yolculuklar sırasında iki haftaya 2 kitap 1 dergi sığdırdım) okumuş olduğum Atlas dergisinde Türkiye’deki tarihi ve doğal güzellikler ile ilgili çok güzel bir çalışma yapılmış. Eylül sayısı 92. sayfada yer alan ve Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’in kaleme aldığı bir kaç sayfalık güzel bir makale mevcut. Dergiye sahip olanlar bu yazıyı okurlarsa topraklarımızın tarihi ve doğal güzelliğinin ne kadar büyük tehdit altında olduklarını anlayabilirler.
Şu an için devam eden projelerle birlikte yapımı bitmek üzere olan HES (Hidro Elektrik Santrali) yapılarının ülkemizde zarar verecekleri alanların teker teker incelendiği kapsamlı yazıyı internet üzerinde bulamadım ancak bu alanların hepsini buraya kısaca yazabilirim: read more…
Son bir buçuk yıl dolu dolu içerisinde yer almaya başladığım sosyal ağlar ve sosyal medyanın internet görüşüme bulunduğu katkının yadsınamaz gerçekliğini kabul ederek ve haddim olmayarak internet girişimlerinin ne tür gelir modelleri ile girişimcilerini zengin edebilecekleri üzerine bir yazı yazmayı uzun zamandır istiyordum. Şirkette çalışırken aklımın köşesine aldığım eve doğru yol almadan önce bir not defterine iliştirmemin ve bu not defterini yanımda taşımadan da evden ulaşabileceğim bir halde olmasından da bir bakıma sosyal medya sorumludur. Dropbox ve aynı işlevi gören birçok yazılımın sahip olduğu teknolojinin güzelliğini yaşamaya başladığımız bu günlerde internet girişimlerinin önünün son zamanlarda biraz olsun açılmasına rağmen hala yeteri kadar girişimin yaratılamadığından sürekli yakınıyoruz. Bunun sebeplerinden en büyüğü de tabi ki maddi yetersizlikler. Bunun dışında yeterli teknik bilgi donanımına sahip web geliştiricilerinin sayısının çok az olmasından kaynaklı bir de kapasite sorunu mevcut. Bir forum açarak para kazanma fikrine sahip binlerce webmaster geçinen insanın hala mevcut olduğu ülkemizde bu webmaster! arkadaşlara bu cesareti veren bilgisayar dergilerinin de şu anki duruma olan katkıları hafife alınacak cinsten değil maalesef. Basılı yayınlar ile ilgili blogun görünmeyen kısmında yaklaşık 6 aydır duran bir başka yazı da mevcut lakin bu yazının amacı bu değil. read more…
İnternetin parçadan bütüne giden yapısı gereği her siteyi bir arada toplama isteği duyan servisler ortaya çıkıyor. Bunlara son dönemdeki en popüler örnek power.com. Facebook ile takışmaları da popülerliklerini arttırdı tabiki. Sonunda ara yol buldular ve yollarına devam ediyorlar.
Bundan 1 yıl kadar önce şirketteki Kıvanç’a bir soru sormuştum. Tüm servisleri kontrol edebilmene olanak tanıyan bir servis yapman mümkün olabilir mi diye. Dediğim şey OpenID çatısı altında geliştirilmiş bir kimlik sayfasıydı. Kısmen olumsuz cevap aldıktan sonra o da bunun olabilirliğine ikna olmuştu. Ve çok geçmeden yani 1 yıldan daha az bir süre sonra kapımızı önce power.com çaldı. Gücünü 5 parmaktan alan power.com 5 sosyal ağı birleştirmiş tek bir site üzerinden bu ağları ulaşılır kılmıştı. Aslında bundan hemen önce Yahoo bir sosyal ağ hamlesi yaptı. Şöyle ki: Geliştireceği ağ üzerinden tüm eposta hesapları, anlaşmalı sosyal ağ hesapları, ebay hesabı, paypal hesabı, flickr hesabı gibi farklı hesaplar kontrol edilebilir olacaktı. Yahoo’nun hemen ardından Microsoft da aynı şekilde bir ağ geliştirmeyi planladığını açıkladı ve lansmanını yaptı. Bugüne geldiğimizde ise bu iki devin henüz ağlarını ortaya çıkaramadıklarını ancak Yahoo’nun tasarımının AOL.com’da olduğunu görüyoruz. read more…
Sanırım internetin tek bir dev ve bu devin alt kollarının oluşturduğu hizmetler olarak geleceğimizde yer alacağı ütopyasına inanan bir tek ben değilmişim. Tek bir sitenin tüm interneti kontrol edeceği günlere inanan ve bizim biz olarak internet üzerinden varolmamızı sağlayacak tek bir site tüm internet kullanıcılarını içerisinde barındıracak. Bu site üzerinden blog yazıp, arkadaşlarımızla iletişimde olup, belki de içeriklerimizi bu site üzerinden insanlar ile paylaşacak ve para kazanacağız. 150 milyonu geçen kullanıcı sayısı, gerçek insan kimliklerini kullanabilme başarısı, iletişim kurmaya yardımcı olmaktaki başarısı, açık olması, bir çok farklı sistemin üstüne adapte edilebilmesi ile buna en yakın aday Facebook. Sahip olduğu potansiyeli kullanıcılara değişik şekillerde aktarmaya sürekli devam eden Facebook, internet geleceğinin en önemli konsepti durumunda. Tüm işlemlerin gerçekleştirilebileceği bir sistem düşünün. Bu sistem üzerinden ister arkadaşlarınızı bulun, arkadaş arayın, ister oyun oynayın, ister haber okuyun, haberin kaynaklarından direkt olarak haber edinin, dilerseniz de alışveriş yapın! read more…
Bir süredir şirket içi kullanım için Google Apps‘ı inceliyor ve uygulamaya sokmaya çalışıyoruz. Yarattığımız birçok farklı sayfa farklı işlemleri raporlamak için kullanılıyor. Görevler, düşünceler, eposta hizmetleri, dokümanlar anlık mesajlaşma servisleri… Yuuguu, Skype, Digsby gibi servisleri de bu çalışmalarda göz önünde bulundurduk. Yuuguu ekran paylaşımı için önemliydi. Digsby söz konusu değildi ancak birçok farklı hizmeti aynı anda vermesi sebebiyle kullanılabilirdi. Skype, genel kullanım açısından önemliydi. Ancak hiçbirisi gerekli çözümleri sunamıyordu. Hatta yerel ağ için outlook messenger isimli bir programı bile denedik çok önceleri ancak devamlılığı olmadı. Office Groove da yine Outlook Messenger gibi akıbeti sonuçsuz kalanlardan oldu. Tam olarak bir collaboration suite bulamadık ve kullanamadık henüz. Google Apps’ı öneren olarak sistemi biraz detaylı inceleyince fazlasıyla karışık ve farklı sayfalarda oluşturduğu işlemler ile yeterli gelmiyordu. Aradığımız şey ise görev paylaşımı, görev süreleri, fikir paylaşımı, dosya paylaşımı hizmetleriydi. Eposta bile çok gerekli değil aslında. İnternet körlüğüne tutulup çözümden uzaklaşmamız sebebiyle biraz daha farklı servislere bakmaya karar verdim. read more…

